
Cihan Aktaş
“Kadınlar Birbirini Dinler mi?” konulu Frankfurt panelinde sunumum, duyarak dinlemenin öğrenilebileceği teması üzerine kuruluydu. Ortak konularda kadınlar bazen yarım kulakla bazen de can kulağıyla dinler, karşısındakini. Bu konuda iyi niyet taşısalar da, birbirlerini içtenlikle ve dalgınlaşmadan ya da tamamen anlatılandan farklı bir soruyla araya girmeden dinlemeleri nadiren mümkün olmaktadır.
Bunun nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
1- Sosyal (genetik) zayıflığın yol açtığı dikkat eksikliği.
2- Herkeste mevcut anlatma ihtiyacı yüzünden oluşan laf kalabalığı içinde seslerin kaybolması.
3- Dikkat dağınıklığı ya da kendi sesi veya kendisininkini andıran sesler dışındaki seslere kapalı olacak kadar dertli ya da kendine dönük olmak...
4- Meraksızlık ya da kinisizm.
Kadınlar, yakınlarındaki erkeklere hayatlarıyla ilgili ayrıntıları anlatmak isterler. Aşk konusunda yaşanan hayal kırıklıkları, eşler arasındaki iletişimsizlik, komşuların anlayışsızlığı, çocukların talepleri, hayatını köktenci bir şekilde değiştiremeyeceğine duyulan inanç ve sağlık sorunları... Erkek ilgisiz kalınca, umutsuzca sürdürülen konuşma “dırdır”a dönüşür, öyle adlandırılır. Vıdıvıdıvıdıvıdı.
Geçen yaz sonunda Türkiye’de bir medya ünlüsü (Erman Toroğlu) kadınları ağaçkakanlara benzetiyordu. Yine aynı ses: Vıdıvıdıvıdıvıdı. Ana haberlerde de aynı konu tartışılıyor, bir muhabir caddelerde sokaklarda erkeklere ve kadınlara şu soruyu soruyordu: “Kadınlar ağaçkakanlara benzer mi? Çeneleriyle erkeklerin beynini yemekte midir kadınlar sahiden de...”
Kadınlarla ilgili oluşturulmuş bu yargı, onların dinlemeyi öğrenmesi konusunda en büyük engeldir belki de...
Ve fakat, dinlemek öğrenilebilir bir yetenektir. İnsan olma yolunda ileri bir aşamadır. Toplumsal adaletsizlikler ve haksızlıklar karşısında sorgulamaya açılan kadınların birbirlerinin sesini daha iyi duymaya başladığını gösteren bir örnekti, Nil Mutluer’in sözünü ettiği, www.birbirimizesahipcikiyoruz.com iletişim ağı. İnternet, sonuçta sanal dünya. Yine de Türkiye’de, farklı sesleri bastırarak terbiye etmeye dönük jakoben kadın dernekçi tavrının dışında gelişen, demokratik ilişki ve iletişimlere açık aktivist kadınların varlığına dair bir gösterge, bu site.
İktidar alanı oluşturmaya uygun olmayan ortamlarda ya da bir ütopyanın kişileri aynı hissiyatla birbirine bağladığı, eşitlediği iklimlerde kadınlar birbirlerini daha bir can kulağıyla dinlerler.
Örnek: 70’lerde ve 80’lerde İstanbul’da dindar genç kadınlarca evlerde gerçekleştirilen, giderek kamusal mekânlara kaydırılan kitap okuma ve yorumlama toplantıları. Bu okumalar, okunan genellikle kaynak nitelikteki eserle ilgili kişisel yorumları da içerirdi.
Örnek: Geçen yaz Erzincan’ın bir yaylasında tanıştığım kadınlar. Gündelik işlerine ayırdıkları vakit çok sınırlıydı. Onun ötesinde kalan vakitlerini, konuşarak, iç dökerek, geçmişi hatırlayarak, küçük oyunlar kurarak geçiriyorlardı.
İdeolojik yargıların, kadınların birbirini dinlemesini engellediği söylenebilir. Nevval el-Saadavi böyle bir engellenmeyi yaşamıştı. 1985’in temmuz ayında BM Uluslararası Kadınlar Konferansı için Nairobi’de bir konuşma yapmaya hazırlanırken, yanına yaklaşan bir kadın, “Lütfen konuşmanda Filistin meselesinden söz etme,” der Saadavi’ye. “Siyasi bir konferans değil bu, bir kadınlar konferansı.” Saadavi’yi uyaran bu kadın, 1960’ların Amerikalı feminist öncülerinden Betty Friedan’dır. Saadavi şöyle yazıyor: “Kadınların sorunlarının siyasi sorunlardan yalıtılmasının mümkün olmadığına inandığım için, Friedan’ın uyarısını önemsemedim.”
Siyasal nitelikli önyargıların anlatılanı dinlemede bir engel oluşturacağını, salondan bana yönelen sorular kanalıyla bir kez daha yaşadım. Yaşını başını almış Türkiyeli bir kadın, benim Toroğlu’nu eleştirmek için aktardığım ‘vıdıvıdıvıdı’ şeklindeki sesle ilgili iddiayı desteklediğim, ayrıca, kadınlardaki dinleme konusundaki isteksizliği etkilediğini düşündüğüm “genetik sosyal zayıflık”ı da yapısal bir özellik olarak öne sürdüğüm kanısındaydı... Bir Alman kadın izleyiciye göre ise başımdaki örtü nedeniyle, bu vıdıvıdıvıdı şeklindeki sese kaynak olan erkekegemen kültürü destekliyor olmalıydım.
Her iki kadın izleyici de beni değil, zihinlerinde birikmiş başörtülü kadınlara ilişkin imgelerin dağınık seslerine kulak veriyorlardı. Aksi takdirde, ironiyle atıfta bulunduğum Toroğlu’nun kadınları ağaçkakana benzeten sözlerini desteklediğim geçmeyecekti akıllarından.
Kaynak: http://www.taraf.com.tr/makale/2452.htm